Türkiye'de enflasyonla mücadele çabaları sürerken, gıda fiyatlarındaki yüksek seyir, genel fiyat artışlarının ana sürükleyicisi olmaya devam ediyor. Bu durum, enflasyonun yalnızca perakende satış noktalarında değil, çok daha önce, yani tarlada ve üretim zincirinin her aşamasında başladığını açıkça ortaya koyuyor. Özellikle son dönemde yaşanan fiyat dalgalanmaları, gıda arzındaki yapısal kırılganlıkların ve maliyet bazlı baskıların ne denli derinleştiğini gözler önüne seriyor.
İthalat Bağımlılığı ve Girdi Maliyetleri Kıskacında Tarım Türk tarım sektörü, üretim için kritik öneme sahip birçok girdide ithalata bağımlı bir yapı sergiliyor. Başta yem, gübre ve enerji olmak üzere, bu temel girdilerdeki dışa bağımlılık, küresel piyasalardaki en ufak bir fiyat artışının dahi yerel üretim maliyetlerine doğrudan yansımasına neden oluyor. Bu durum, çiftçinin üretim maliyetlerini sürekli yukarı çekerken, nihai ürün fiyatları üzerinde de kaçınılmaz bir baskı oluşturuyor. Döviz kurundaki dalgalanmalar ise bu bağımlılığın getirdiği yükü daha da ağırlaştırarak, maliyet sarmalını derinleştiriyor.
Yapısal Sorunlar ve İklim Şoklarının Etkisi Gıda enflasyonunun kronikleşmesinde, tarımsal üretimdeki planlama eksiklikleri ve arz esnekliğinin zayıf olması kilit rol oynuyor. Hangi ürünün ne kadar ekileceği konusunda net bir stratejinin bulunmaması, zaman zaman arz fazlasına, zaman zaman ise arz açığına yol açarak fiyatlarda öngörülemez dalgalanmalara neden oluyor. Bu yapısal sorunlar, küresel iklim değişikliğinin getirdiği iklim şoklarının (kuraklık, sel vb.) fiyatlara çok daha sert yansımasına zemin hazırlıyor. Beklenmedik hava olayları, zaten kırılgan olan arz yapısını daha da bozarak, tüketicinin sofrasına yüksek fiyatlar olarak dönüyor.
Tedarik Zinciri Verimsizlikleri ve Kayıt Dışılık Tarladan sofraya uzanan tedarik zincirindeki verimsizlikler de maliyetleri artıran önemli bir faktör. Ürünlerin depolanması, taşınması ve dağıtımındaki aksaklıklar, kayıplara ve ek maliyetlere neden oluyor. Özellikle hal sistemi gibi aracı kurumların işleyişindeki kayıt dışılık ve şeffaflık eksikliği, fiyat oluşumunda spekülasyonlara zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca, hasat sonrası yaşanan israflar, üretilen ürünün önemli bir kısmının ekonomiye kazandırılamamasına yol açarak, mevcut arzı daha da kısıtlıyor ve fiyatları yukarı yönlü etkiliyor.
Kalıcı Çözüm İçin Stratejik Tarım Politikaları “Gıda enflasyonunda istikrar sağlamak, kısa vadeli müdahalelerle mümkün değildir. Üretici kârlılığını artıran, planlı ve verimlilik odaklı bir tarım politikası olmadan, bu sarmaldan çıkmak oldukça zor görünüyor.” Sektör temsilcileri ve akademisyenler, gıda enflasyonunda kalıcı bir istikrar için stratejik ve bütüncül bir tarım politikasına acil ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor. Bu politikaların temelinde:
Üretici Kârlılığını Güçlendirmek: Çiftçinin maliyet yükünü hafifletecek destek mekanizmaları ve adil fiyatlandırma modelleri geliştirmek. Planlı Üretim Modeli: Arz-talep dengesini gözeten, hangi ürünün nerede ve ne kadar üretileceğini belirleyen uzun vadeli planlamalar yapmak. Verimlilik Odaklı Yaklaşım: Modern tarım tekniklerinin yaygınlaştırılması, sulama sistemlerinin iyileştirilmesi ve teknoloji kullanımının artırılması. Tedarik Zinciri Optimizasyonu: Lojistik altyapıyı güçlendirmek, depolama kapasitelerini artırmak ve hal sistemindeki kayıt dışılığı ortadan kaldırmak. İklim Dirençli Tarım: İklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklı ürün çeşitleri geliştirmek ve sürdürülebilir tarım uygulamalarını teşvik etmek.
Bu adımlar atılmadığı sürece, gıda enflasyonu Türkiye ekonomisi için kronik bir sorun olmaya devam edecek ve hem üreticiyi hem de tüketiciyi olumsuz etkileyecektir. Uzun vadeli ve kapsamlı bir vizyonla ele alınacak tarım politikaları, sadece gıda fiyatlarında istikrarı değil, aynı zamanda ulusal gıda güvenliğini de temin edecektir.