Hürmüz Boğazı Krizi: Küresel Gıda Zincirinde Yeni Bir Şok Dalgası
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın enerji ve gübre akışını sert biçimde bozduğunu ve küresel gıda krizini tetikleyebileceği uyarısında bulundu. Rapor, petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki sıçramanın gübre maliyetlerini artırarak tarımsal üretimi tehdit ettiğini, özellikle Asya ve Afrika'daki kırılgan ülkeleri derinden etkileyeceğini belirtiyor. Türkiye de bu riskli ülkeler arasında yer alıyor.
Ahmet Yıldız
•
BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), İran savaşıyla birlikte Hürmüz boğazının fiilen kapatılmasının petrol, LNG ve gübre akışını sert biçimde bozduğunu ve Hürmüz boğazındaki tıkanıklığın küresel gıda krizini tetikleyebileceği uyarısında bulundu.
FAO’nun yayımladığı bilgi notuna göre, savaşın merkezindeki ana kırılma noktası Hürmüz Boğazı oldu. Normal koşullarda boğazdan günde yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve rafine ürün geçiyor; bu miktar küresel deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birine karşılık geliyor. Çatışmanın başlamasından sonraki günlerde tanker trafiğinin yüzde 90’dan fazla düşmesi, enerji piyasalarındaki şoku doğrudan tarım ve gıda sistemlerine taşıdı.
Rapora göre, Körfez bölgesi yalnızca petrol ve doğalgazda değil, aynı zamanda gübre arzında da stratejik bir merkez konumunda. Bölge, son yıllarda dünya üre ihracatının yaklaşık yüzde 30-35’ini, amonyak ihracatının ise yüzde 20-30’unu sağladı. Uluslararası gübre ticaretinin yüzde 30’una kadarı da normalde Hürmüz üzerinden geçiyor. Çatışma ve sevkiyat aksamaları nedeniyle aylık 3-4 milyon ton gübre ticaretinin durduğu tahmin ediliyor.
FAO’nun tespitine göre, petrol ve gazdaki sıçrama gübre piyasasını daha da sert vurdu. Rapor, kriz sürerse 2026’nın ilk yarısında küresel gübre fiyatlarının geçen yıla göre ortalama yüzde 15-20 daha yüksek seyredebileceğini öngörüyor.
Enerji cephesinde de tablo ağır. FAO’ya göre Brent petrol fiyatı savaşın ilk günlerinde yüzde 20-35 yükselerek varil başına 115-120 dolar bandına kadar çıktı. Avrupa doğalgaz göstergelerinde artış yüzde 50-75 aralığına ulaştı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 11 Mart’ta devreye aldığı 400 milyon varillik acil rezerv salımı piyasayı kısmen sakinleştirse de bu miktarın normal Körfez arzının yalnızca yaklaşık 20 gününe denk geldiği vurgulandı.
FAO raporu, enerji ve gübre şokunun tarıma iki kanaldan yüklendiğini söylüyor: Birincisi, çiftçinin mazot, elektrik, sulama, nakliye, depolama ve işleme maliyetleri artıyor. İkincisi, pahalanan ya da bulunamayan gübre nedeniyle kullanım azalıyor. Bu da yılın ilerleyen dönemlerinde verim kaybı ve tahıl arzında sıkışma riskini büyütüyor. Rapor, mevcut baskının yaklaşık altı ay içinde yeni bir gıda fiyat dalgası yaratabileceğine dikkat çekiyor.
FAO’nun en dikkat çekici tespitlerinden biri, bu krizin 2022’deki Rusya-Ukrayna savaşından farklı çalıştığı yönünde. O dönemde doğrudan tahıl ve yağlı tohum arzı vurulmuştu. Bu kez Ortadoğu, küresel temel tahıl arzının ana üretim merkezi olmadığı için ilk darbe doğrudan ürün arzından değil; enerji, gübre ve lojistik maliyetlerinden geliyor. Ancak rapora göre yüksek petrol fiyatları biyoyakıt talebini de artırarak mısır, soya yağı ve palm yağı gibi ürünlerde ek fiyat baskısı yaratabilir.
Kırılganlık haritasında özellikle Asya ve Afrika öne çıkıyor. Rapora göre, Hindistan ve Çin gübre ithalatlarının yaklaşık yüzde 20’sini Körfez’den gerçekleştiriyor. Sudan gübre ithalatının yüzde 54’ünü Körfez kaynaklarından karşılıyor. Kenya ise gübresinin yaklaşık yüzde 40’ını Körfez’den alırken, buğdayda da yüzde 90 ithalat bağımlılığı taşıyor. Bangladeş, hem yüksek gübre kullanım yoğunluğu hem de Körfez’e bağımlılığı nedeniyle en riskli profillerden biri olarak gösteriliyor.
Raporda Türkiye de riskli ülkeler arasında anılıyor. FAO, hem girdi tarafında Körfez’e bağımlılığı hem de ihracat tarafında Körfez pazarına yönelimi yüksek olan ülkelerde çiftçinin aynı anda daha pahalı girdi, daha düşük erişim ve zayıflayan ihracat talebiyle karşı karşıya kalabileceğini belirtiyor. Türkiye, Ürdün, Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Sudan, Kenya ve Somali bu çifte baskıya açık ülkeler arasında sıralanıyor.
Körfez ülkeleri açısından da görünüm rahat değil. Rapora göre, bölge ülkeleri gıda arzının yüzde 70 ila 90’ını ithalatla karşılıyor. Katar’ın gıda ithalat bağımlılığı yaklaşık yüzde 90 düzeyinde. Her ne kadar Körfez ülkelerinin 4-6 aylık tüketime karşılık gelen stratejik gıda stokları bulunsa da sevkiyat sorununun uzaması halinde bu tampon hızla eriyebilir ve iç piyasada gıda fiyatları daha sert yükselebilir.
İRAN'DA BUĞDAY FİYATI %200 ARTTI
İran özelinde tablo daha da ağır. FAO, İran’ın hem çatışmanın doğrudan tarafı olması hem de yüksek enflasyon ve kur baskısı nedeniyle daha kırılgan hale geldiğini belirtiyor. Rapora göre, Tahran’da buğday unu fiyatları 2026’nın başlarında bir ay içinde yaklaşık yüzde 120, yıllık bazda ise yaklaşık yüzde 200 arttı. Bu artış, ithalat maliyetleri, lojistik aksamalar ve iç piyasayı korumaya dönük tedbirlerin birleşik sonucu olarak değerlendiriliyor.
FAO’nun senaryo modellemeleri, 2026 genelinde küresel hanehalkı reel gelirinde yüzde 0,5 ila 1,6; gıda tüketim hacminde ise yüzde 0,6 ila 1,3 arasında düşüşe işaret ediyor. Aynı dönemde tüketicinin karşılaştığı reel perakende tarım-gıda fiyatlarında yüzde 0,2 ila 0,6 artış, tarım-gıda gelirlerinde ise yüzde 0,6 ila 1,9 daralma öngörülüyor. Yani rapor, kısa vadede fiyat baskısının sınırlı görünse de gelir ve tüketim tarafında küresel ölçekte net bir refah kaybı oluşacağını söylüyor.
FAO’nun vardığı sonuç net: Hürmüz’deki bir jeopolitik kırılma, yalnızca enerji arzını değil, gübre tedarikini, tarımsal üretimi, lojistiği ve gıda arz güvenliğini aynı anda sarsıyor.
Kurum, kısa vadede alternatif ticaret rotaları, daha sıkı piyasa izlemesi, ithalata bağımlı kırılgan ülkelere hedefli destek ve çiftçiye finansal yardım öneriyor. Orta ve uzun vadede ise ithalat kaynaklarının çeşitlendirilmesi, sürdürülebilir gübre üretimi, yenilenebilir enerji yatırımları ve yerli tarımsal kapasitenin güçlendirilmesi öne çıkıyor.
Rapora göre, en etkili çözüm ise yine diplomatik açıdan tek cümle ile şöy şöyle özetleniyor: Hürmüz’de seyrüsefer serbestisinin yeniden sağlanması.