Türkiye ekonomisi, yüksek enflasyon ve yaşam maliyetlerindeki artışla mücadele ederken, Türk-İş Konfederasyonu'nun Kasım 2025 dönemine ilişkin açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı verileri, hanehalkı bütçeleri üzerindeki baskının ne denli derinleştiğini gözler önüne serdi. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 97 bin 157 TL'ye ulaşarak kritik 100 bin TL eşiğine dayandı. Bu rakamlar, Türkiye'deki çalışan kesimin alım gücünün erimesi ve geçim sıkıntısının boyutlarına dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Rakamların Dili: Açlık ve Yoksulluk Sınırında Kritik Eşik Türk-İş araştırmasına göre, Kasım 2025 itibarıyla açlık sınırı 29 bin 282 TL olarak belirlendi. Bu, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken minimum gıda harcamasını ifade ediyor. Ancak asıl dikkat çekici olan, gıda harcamalarına ek olarak giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamaların toplamını gösteren yoksulluk sınırının 97 bin 157 TL'ye yükselmesi oldu. Veriler, bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyetinin 38 bin 752 TL'ye ulaştığını gösterirken, mevcut asgari ücretin 22 bin 104 TL seviyesinde kalması, milyonlarca çalışanın temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta ne kadar zorlandığını açıkça ortaya koyuyor. Asgari ücretin, bekar bir çalışanın yaşama maliyetinin dahi oldukça altında kalması, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve alım gücü kaybının en somut göstergelerinden biri olarak yorumlanıyor. Enflasyonist Baskının Hanehalkı Bütçesine Yansımaları Ankara özelinde yapılan gıda harcaması analizleri, enflasyonist baskının hızını ve etkisini gözler önüne seriyor. Dört kişilik bir ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 4,98 oranında gerçekleşti. Bu aylık artış, özellikle gıda fiyatlarındaki yükselişin devam ettiğini ve kısa vadeli enflasyon beklentilerini olumsuz etkilediğini gösteriyor. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise, son on iki aylık değişim oranı yüzde 45,07, yıllık ortalama artış ise yüzde 40,27 olarak kaydedildi. Bu yüksek oranlar, özellikle dar ve orta gelirli hanehalklarının bütçelerinin, temel gıda maddelerindeki fiyat artışları karşısında nasıl eridiğini ve yaşam standartlarının düştüğünü vurguluyor. Gıda enflasyonundaki bu ısrarlı yükseliş, genel enflasyonun düşürülmesi hedeflerini de zorlaştıran temel faktörlerden biri olmaya devam ediyor. Ekonomik İstikrar ve Sosyal Refah Üzerine Etkiler Türk-İş'in açıkladığı bu veriler, sadece bireysel bütçeleri değil, makroekonomik dengeyi ve sosyal refahı da derinden etkiliyor. Yoksulluk sınırının 100 bin TL'ye yaklaşması, önümüzdeki dönemde yapılacak asgari ücret görüşmeleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturacaktır. Sendikaların ve çalışan kesimin, alım gücü kaybını telafi edecek bir artış talebiyle masaya oturması kaçınılmaz hale gelmiştir.
"Yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri, sadece ekonomik bir sorun olmaktan çıkıp, toplumsal huzursuzluğa yol açabilecek sosyal bir meseleye dönüşmüştür. Gelir adaletinin sağlanması ve alım gücünün korunması, ekonomik istikrarın sürdürülebilirliği için hayati önem taşımaktadır."
Bu durum, tüketici güvenini olumsuz etkilerken, iç talebin zayıflamasına ve ekonomik büyüme potansiyelinin sınırlanmasına yol açabilir. Hükümetin ve ilgili kurumların, enflasyonla mücadele politikalarını daha etkin hale getirmesi, gelir dağılımındaki bozulmayı engellemesi ve sosyal destek mekanizmalarını güçlendirmesi, bu kritik eşikteki ekonomik sıkışmayı hafifletmek için elzem görünmektedir. Özetle, Türk-İş'in Kasım 2025 verileri, Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri olan yaşam maliyeti krizinin boyutlarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Açlık ve yoksulluk sınırlarının rekor seviyelere ulaşması, acil ve kapsamlı ekonomik tedbirlerin alınması gerektiğinin altını çiziyor. Aksi takdirde, hanehalkı bütçeleri üzerindeki baskı artmaya devam edecek ve bu durum, ekonomik ve sosyal istikrar açısından ciddi riskler barındıracaktır.





