Türkiye ekonomisi, son dönemde enflasyon ve büyüme dinamiklerini tartışırken, uzun vadeli sürdürülebilirliği tehdit eden sessiz bir krizin eşiğinde: demografik daralma. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan son Doğum İstatistikleri, ülkenin doğurganlık oranlarının tarihin en düşük seviyelerine gerilediğini ve nüfusun kendini yenileme kapasitesinin kritik eşiklerin altına indiğini gözler önüne seriyor. Bu durum, sadece sosyal bir olgu olmaktan öte, Türkiye'nin gelecekteki ekonomik yapısı, işgücü piyasası ve sosyal güvenlik sistemi üzerinde yıkıcı etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.Doğum Oranlarında Tarihi Düşüş ve Kritik EşikTÜİK verilerine göre, 2023 yılında Türkiye'de canlı doğan bebek sayısı 958 bin 408 olarak kaydedildi. Bu rakam, 2000'li yılların başından bu yana görülen en düşük seviyelerden biri olmakla kalmıyor, aynı zamanda son 20 yılın en keskin düşüşlerinden birine işaret ediyor. Doğan bebeklerin yüzde 51,3'ü erkek, yüzde 48,7'si kız olarak dağılırken, asıl endişe verici olan, toplam doğurganlık hızının nüfusun kendini yenileme seviyesi olan 2,1'in çok altına inmiş olmasıdır. Bu eşiğin altındaki her düşüş, uzun vadede nüfusun yaşlanması ve küçülmesi anlamına gelmektedir.Ekonomik ve Sosyal Etkilerin DerinleşmesiDoğurganlık oranlarındaki bu yapısal düşüş, Türkiye ekonomisi için birden fazla cephede risk oluşturuyor:İşgücü Piyasası: Gelecekte genç ve dinamik işgücünün azalması, üretkenlik artışını yavaşlatabilir ve ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Özellikle nitelikli işgücü açığı derinleşebilir.Sosyal Güvenlik Sistemi: Yaşlanan nüfusun artması ve çalışan nüfusun azalması, emeklilik ve sağlık sistemleri üzerindeki yükü katlayarak artıracaktır. Bu durum, mevcut sosyal güvenlik yapısının sürdürülebilirliğini tehdit edebilir.Tüketim ve Yatırım Dinamikleri: Genç nüfusun azalması, konut, eğitim, giyim gibi sektörlerdeki tüketim talebini düşürebilir. Demografik değişimler, yatırım kararlarını ve sektörlerin gelecekteki potansiyelini doğrudan etkileyecektir.Yenilik ve Girişimcilik: Genç ve dinamik nüfus, yenilikçiliğin ve girişimciliğin temel itici güçlerinden biridir. Nüfusun yaşlanması, bu alanlardaki ivmeyi zayıflatabilir.Uzmanlar, "Türkiye'nin demografik yapısındaki bu değişim, sadece bir istatistik değil, aynı zamanda ülkenin uzun vadeli ekonomik stratejilerini yeniden şekillendirmesi gereken kritik bir uyarıdır. Kısa vadeli ekonomik hedefler, bu yapısal sorunu göz ardı etmemeli," yorumunda bulunuyor.Nedenler ve Olası Çözüm YollarıDoğurganlık oranlarındaki düşüşün ardında birden fazla faktör yatıyor. Kentleşme, kadınların eğitim ve işgücüne katılım oranlarının artması, evlilik yaşının yükselmesi, çocuk yetiştirme maliyetlerinin artması ve ekonomik belirsizlikler bu faktörlerin başında geliyor. Özellikle ekonomik belirsizlikler ve yaşam maliyetlerindeki artış, ailelerin çocuk sahibi olma kararlarını ertelemesinde veya sınırlamasında önemli bir rol oynuyor.Bu trendi tersine çevirmek veya olumsuz etkilerini hafifletmek için kapsamlı politikalar gerekmektedir. Bunlar arasında:Ailelere yönelik mali desteklerin artırılması,Çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve kalitesinin yükseltilmesi,Kadınların iş ve aile yaşamını dengeleyebilecekleri esnek çalışma modellerinin teşvik edilmesi,Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması,Gençlerin istihdam olanaklarının artırılması ve gelecek kaygılarının azaltılmasıgibi adımlar yer alabilir. Türkiye'nin demografik geleceği, bugünden atılacak kararlı adımlarla şekillenecektir. Aksi takdirde, ekonomik büyüme potansiyeli ve sosyal refah üzerinde kalıcı ve olumsuz etkiler kaçınılmaz olabilir.
Ekonomi
Türkiye'nin Demografik Krizi Derinleşiyor: Ekonomik Gelecek Risk Altında
Türkiye'nin doğurganlık oranları, son 20 yılın en düşük seviyesine gerileyerek ülkenin demografik yapısında ciddi bir krize işaret ediyor. 2023'te 958 binden az canlı doğum, nüfusun kendini yenileme kapasitesinin kritik eşiğin altına indiğini gösteriyor. Bu durum, işgücü piyasasından sosyal güvenlik sistemine, tüketim alışkanlıklarından ekonomik büyümeye kadar geniş bir yelpazede derinleşimli etkiler yaratma potansiyeli taşıyor. Uzmanlar, bu trendin kısa ve uzun vadeli makroekonomik sonuçları olacağı konusunda uyarıyor.
Ayşe Yılmaz
•
