Küresel ekonomideki belirsizlikler ve jeopolitik gerilimler, yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık programlarına olan ilgiyi rekor seviyelere taşıyor. Bu küresel trendin en çarpıcı örneklerinden biri ise Türkiye'den gelen talepte yaşanıyor. Türk varlık sahipleri, son dört yılda bu programlara yönlendirdikleri yatırım hacmini 10 kattan fazla artırarak dikkatleri üzerine çekti. Bu durum, sadece bir yatırım tercihi olmanın ötesinde, Türkiye ekonomisi ve sermaye hareketleri açısından derinlemesine analiz edilmesi gereken önemli sinyaller taşıyor.
Küresel Pazarın Yükselişi ve Arkasındaki Dinamikler Pandemi öncesinde 21,4 milyar dolar büyüklüğe sahip olan yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık pazarı, günümüzde bir risk yönetimi aracı olarak konumlanmış durumda. Artan jeopolitik belirsizlikler, küresel vergi politikalarındaki sıkılaşma ve servetin kuşaklar arası transferindeki stratejik arayışlar, bu pazarın ana itici güçlerini oluşturuyor. Sektör uzmanları, pazar hacminin 2026 yılında 100 milyar dolar eşiğini aşacağını öngörüyor. Savills verilerine göre, küresel emlak piyasasının 2026'da 1 trilyon doları geçmesi beklenirken, bu büyüklüğün en az yüzde 10'unu Golden Visa ve benzeri programlara yönelik yatırımların oluşturacağı tahmin ediliyor. Bu, varlıklı bireylerin sadece seyahat kolaylığı değil, aynı zamanda uzun vadeli bir finansal ve kişisel güvenlik stratejisi arayışında olduğunu gösteriyor.
Türkiye'den Çarpıcı Bir Kaçış: Rakamlar Ne Anlatıyor? Küresel eğilimden çok daha keskin bir ayrışma gösteren Türkiye kaynaklı talep, ekonomik ve sosyal dinamiklerin bir yansıması olarak öne çıkıyor. Sektör temsilcilerinden Vesta Global Kurucu Ortağı Teuta Narazan'ın aktardığı bilgilere göre:
"Türkiye'den bu programlara yönelen yatırım hacmi, 2020'de 213 milyon dolar seviyesindeyken, bu yılın ilk 11 ayında 2,4 milyar doları aştı ve yıllık bazda 3 milyar dolara yaklaşmış durumda. Bu tablo, sadece dört yıl içinde 10 kattan fazla bir büyümeye işaret ediyor."
Bu devasa artış, Türk varlık sahiplerinin yerel piyasalardaki oynaklık, enflasyonist baskılar ve geleceğe yönelik belirsizlikler karşısında alternatif limanlar aradığının açık bir göstergesi. Yüksek enflasyonun servetin değerini aşındırma riski ve öngörülebilirlik eksikliği, sermayenin daha istikrarlı ve güvenli addedilen coğrafyalara yönelmesine neden oluyor.
Türk Yatırımcıların Tercihleri ve Yeni Kriterler Türk yatırımcılar, Avrupa'da özellikle Portekiz ve Yunanistan'a yoğun ilgi gösterirken, Avrupa dışında ise Dubai'yi tercih ediyor. Ancak artan talep, program seçiminde daha seçici bir dönemi de beraberinde getiriyor. Narazan, yatırımcıların artık sadece yatırım tutarına değil, programların:
Hukuki çerçevesinin sağlamlığına,
Uygulamadaki istikrarına,
Uzun vadeli sürdürülebilirliğine
daha fazla dikkat ettiğini vurguluyor. Bu durum, yatırımcıların sadece hızlı bir çözüm değil, aynı zamanda gelecekteki olası risklere karşı kalıcı bir güvence arayışında olduğunu ortaya koyuyor.
Ekonomik Perspektiften Değerlendirme ve Çıkarımlar Türkiye'den yatırım yoluyla vatandaşlık programlarına yönelen sermaye akışı, ülke ekonomisi için çeşitli çıkarımları beraberinde getiriyor: Bu eğilim, potansiyel bir sermaye çıkışı riskini işaret ederken, aynı zamanda yerel yatırım ortamına duyulan güvenin zayıfladığına dair bir gösterge olabilir. Varlık sahiplerinin, servetlerini koruma ve büyütme stratejilerinde yurt dışı seçeneklere yönelmesi, Türkiye'deki yatırım ortamının cazibesini artıracak yapısal reformların ve öngörülebilirliğin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Politika yapıcıların, bu trendi tersine çevirecek adımlar atması, yerel ekonomiye olan güveni yeniden tesis etmesi ve sermayenin ülkede kalmasını sağlayacak cazip koşullar yaratması kritik önem taşımaktadır.