Türk bankacılık sektörü, son dokuz yılın ardından finansal performansında kritik bir eşiğe yaklaşıyor: özkaynak kârlılığı göstergesinde enflasyonu geride bırakma potansiyeli. Genellikle net kâr rakamlarıyla değerlendirilen bankaların gerçek gücü, ortaklarının yatırdığı sermayeyi ne kadar verimli kullandıklarıyla ölçülür. Bu verimlilik, sektörün gelecekteki büyüme potansiyeli ve ekonomik katkısı açısından hayati önem taşıyor.
Özkaynak Kârlılığı Neden Bu Kadar Önemli? Bankacılık analizlerinde net kâr rakamları ilk bakışta etkileyici görünse de, sürdürülebilir ve sağlıklı bir finansal yapı için asıl gösterge özkaynak kârlılığı (ROE) olarak kabul edilir. ROE, bir bankanın elde ettiği net dönem kârının, ortalama özkaynaklarına oranlanmasıyla hesaplanır. Bu oran, bankanın sermayesini ne denli etkin yönettiğini, risk alırken ne kadar getiri sağladığını ve hissedarlarına ne kadar değer yarattığını ortaya koyar. Enflasyonun yüksek seyrettiği bir ekonomide, nominal kârlar artarken gerçek kârlılığın erimesi riski bulunur. Bu nedenle, özkaynak kârlılığının enflasyonun üzerinde seyretmesi, bankanın reel anlamda değer yarattığının güçlü bir işaretidir.
