Trump'ın Dolar Hamlesi Küresel Piyasaları Sarstı: Yeni Düşüş Dalgası mı?
ABD Başkanı Trump'ın doların değer kaybına kayıtsız kalması, küresel piyasalarda büyük yankı uyandırdı. Açıklamaların ardından dolar endeksi önemli bir düşüş yaşarken, euro ve sterlin gibi para birimleri güçlendi. Uzmanlar, bu durumu dolar için yeni bir düşüş dalgasının başlangıcı olarak yorumlarken, ABD'nin borç yükü ve yatırımcı güveni üzerindeki potansiyel risklere dikkat çekiyor. Bu durum, küresel ekonomide yeni dengeler yaratabilir.
Mustafa Koç
•
ABD'nin eski Başkanı Donald Trump'ın salı günü doların aşırı değer kaybetmediği yönündeki açıklamaları, küresel döviz piyasalarında şok etkisi yarattı. Bu sözler, doların geçen yılki gümrük vergilerinin yürürlüğe girmesinden bu yana en büyük günlük düşüşünü tetikleyerek, finansal aktörler arasında yeni bir belirsizlik dalgası başlattı. Dolar endeksi, Trump'ın yorumlarının doların ve ABD Hazine tahvillerinin cazibesini azaltmasıyla yüzde 1,2'ye kadar geriledi.
Bu ani düşüş, uluslararası piyasalarda euro/dolar paritesini 1,20 seviyesine taşıyarak 2021'den bu yana en yüksek seviyesini görmesine neden oldu. Benzer şekilde, sterlin 2021'den bu yana en güçlü seviyelerine ulaşırken, İsviçre Frangı da 2015'ten bu yana en yüksek değerini kaydetti. Asya piyasalarında ise Malezya Ringgiti ve Tayvan Doları, ABD Doları karşısında en çok değer kazanan para birimleri arasında yer aldı.
Doların Geleceği: Bir Sonraki Düşüş Dalgası mı?
Piyasa uzmanları, Trump'ın bu tutumunu doların geleceği için kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor. Eurizon SLJ Capital'in kurucusu Stephen Jen, Trump yönetiminin ABD ihracatçılarını destekleyen döviz kuru hedeflemesiyle birlikte bu durumu, “doların bir sonraki düşüş dalgasının başlangıcı olabilir” şeklinde yorumladı. Bu görüş, küresel ticaret dengeleri ve para birimi rekabeti açısından önemli sinyaller taşıyor.
Sydney Pinnacle Investment Management'ın yatırım stratejisti Anthony Doyle ise, piyasaların ABD'nin yatırımcılardan daha düşük bir istikrar standardını kabul etmelerini isteyip istemediği ve dolayısıyla ABD riskini üstlenmenin bedelini daha yüksek tutmalarını isteyip istemediği sorusunu yeniden gündeme getirdiğini belirtti. Bu durum, ABD'nin küresel finans sistemindeki merkezi rolü açısından derin endişelere yol açıyor.
ABD Varlıklarının Cazibesi ve Borç Dinamikleri
Trump'ın zayıflayan dolara olan desteği, önemli müttefiklere yönelik gümrük vergisi tehditleri, Federal Rezerv'in (Fed) bağımsızlığına yönelik saldırılar ve öngörülemeyen politika yapımının ardından, ABD varlıklarının yurtdışındaki sahipleri için daha da caydırıcı bir unsur olarak görülüyor. Trump'ın doların düşüşüne karşı görünürdeki kayıtsızlığı, bazıları tarafından para birimini satmak ve Hazine tahvilleri gibi varlıkların “sessizce elden çıkarılmasını” hızlandırmak için bir başka sinyal olarak değerlendiriliyor.
Ancak, bu duruma karşı çıkan önemli sesler de mevcut. Goldman Sachs Başkan Yardımcısı ve eski Dallas Fed Başkanı Robert Kaplan, doların uzun süreli zayıflamasının ABD ekonomisi için bir dizi tehlikeyi beraberinde getirdiğini vurguladı. Kaplan, Hong Kong'da düzenlenen Goldman Sachs Küresel Makro Konferansı'nda yaptığı konuşmada, “Doğru, daha zayıf bir dolar ihracatı artırır. Ancak ABD'nin 39 trilyon dolarlık borcu var ve bu rakam 40 trilyon doları aşmak üzere. Bu kadar borcunuz olduğunda, para biriminin istikrarı ihracattan daha önemli diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı. Bu görüş, ihracat avantajı ile finansal istikrar arasındaki hassas dengeye dikkat çekiyor.
Küresel Ekonomi İçin Anlamı ve Türkiye'ye Yansımaları
Trump'ın dolar politikasına yönelik bu müdahalesi, sadece anlık piyasa hareketliliği yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel ekonominin geleceğine dair önemli soruları da beraberinde getiriyor. Bir liderin para biriminin değerine ilişkin bu denli açık bir pozisyon alması, uluslararası ticaret savaşlarının ve ekonomik rekabetin yeni bir boyut kazandığını gösteriyor. Zayıf dolar, ABD ihracatçıları için kısa vadeli bir avantaj sağlasa da, küresel tedarik zincirleri ve uluslararası sermaye akışları üzerinde uzun vadeli istikrarsızlık yaratma potansiyeli taşıyor.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için ise bu durum, hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Doların küresel çapta değer kaybetmesi, dolar bazlı dış borç yükünü hafifletebilir ve yerel para birimlerinin değerini artırabilir. Ancak, eğer bu düşüş ABD ekonomisine olan güvenin azalmasından kaynaklanıyorsa, bu durum küresel risk iştahını düşürerek gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışlarını tetikleyebilir. Bu nedenle, küresel ekonomideki bu yeni denge arayışı, Türkiye'nin ekonomik stratejileri için de yakından takip edilmesi gereken bir gelişmedir.
Sonuç olarak, Trump'ın zayıf dolara verdiği destek, piyasalar için sadece bir fiyat hareketi değil, aynı zamanda küresel ekonomik düzenin ve finansal istikrarın geleceğine dair derin bir tartışmanın başlangıcıdır. İhracat rekabetçiliği ile finansal istikrar arasındaki bu gerilim, önümüzdeki dönemde de dünya ekonomisinin ana gündem maddelerinden biri olmaya devam edecektir.