Küresel Güç Dengeleri Sarsılıyor: Trump Dönemi ve Yeni Jeopolitik Riskler
Kovid-19 sonrası küresel düzende büyük güçlerin doğrudan müdahaleleri artarken, ABD'nin Venezuela'ya yönelik operasyonu bu yeni dönemin çarpıcı bir yansıması olarak öne çıkıyor. Özellikle ikinci Donald Trump döneminde hız kazanan bu değişim, uluslararası kurumları devre dışı bırakarak jeopolitik riskleri ve finansal piyasalardaki belirsizliği derinleştiriyor. Bu durum, küresel ekonomiye yönelik uzun vadeli istikrar sorunlarını beraberinde getiriyor.
Zeynep Kaya
•
2026 yılına girerken ABD’nin Venezüela’ya yönelik hızlı ve sonuç odaklı bir operasyonla Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu alıkoyması, tek başına Güney Amerika merkezli bir gelişme olarak ele alınmamalı kanımca.
Bu tür hamleler Kovid-19 sonrası küresel sistemde belirginleşen daha geniş bir eğilimin parçası olarak görülebilir.
Büyük güçlerin uluslararası düzenin kurumsal sınırlarını ikinci plana iterek doğrudan güç projeksiyonuna yönelmesi giderek daha da “normalleşiyor”.
Özellikle Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ikinci yılı başlarken, konu daha açık ve daha az örtülü bir nitelik kazanmış görünüyor.
Kovid salgını yalnızca küresel ekonomide değil, uluslararası siyasal örüntüde de kalıcı bir kırılma yarattı. Olağanüstü para politikaları, kamu borcundaki sıçrama ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılması, devlet kapasitesini ve stratejik özerklik kavramını yeniden tanımladı. Bu süreçte çok taraflılık, kriz yönetiminde yavaş ve maliyetli bir araç olarak görülmeye başlandı.
Bu ortamda ABD dış politikasında gözlenen temel değişim, meşruiyet temelli liderlikten caydırıcılık temelli liderliğe geçiş olarak nitelenebilir. İkinci Trump Dönemi bu geçişi hızlandıran ve kurumsal freni zayıflatan bir çerçeve sunuyor görünüyor.
NATO, Birleşmiş Milletler ve bölgesel diplomatik mekanizmalar, karar alma süreçlerinde daha sınırlı bir rol üstlenirken, yürütme erkinin doğrudan ve hızlı müdahaleleri ön plana çıkıyor.
Venezüela örneği bu bağlamda enerji jeopolitiği, bölgesel istikrar ve iç politika mesajlarının kesişim noktasında okunmalıdır.
Ülkenin sahip olduğu petrol rezervleri, Çin ve Rusya ile kurduğu ilişkiler ve ABD’nin Batı Yarımküre’deki etki alanını yeniden tanımlama arzusu, bu tür bir müdahalenin stratejik arka planını oluşturmaktadır.
Ancak burada dikkat çekici olan sürecin “nasıl” yürütüldüğüdür.
Geleneksel “değişim deneyimlerinin” aksine, hızlı sonuç alma ve düşük diplomatik maliyet algısı, bu yeni dönemin karakteristiği mi olacak diye sormadan edemiyor insan !
Bu yaklaşım kısa vadede hızla yaygın ve normalleşirse de; orta ve uzun vadede sistemik riskleri de beraberinde getirmez mi?
Jeopolitiğin sertleşmesi, 2025’te görüldüğü üzere finansal piyasalarda da karşılık buldu.
Ülke risk primleri, enerji fiyatları ve savunma harcamaları arasındaki korelasyon güçlenirken, belirsizlik primi kalıcı hale geldi.
Gücün daha sık ve daha doğrudan kullanıldığı bir dünya, öngörülebilirliğin azaldığı bir dünyadır.
Bu durum, yalnızca hedef ülkeleri değil müdahaleyi gerçekleştiren aktörleri de önünde sonunda etkiler.
Bu noktada Antik Yunan tragedyasından Agamemnon figürü, sembolik bir hatırlatma işlevi görür bana kalırsa.
Agamemnon’un hikayesi, gücün kendisinden ziyade, gücün sınırlarının göz ardı edilmesinin yarattığı sonuçlara işaret eder.
Modern uluslararası sistemde “güç unsurları” mitolojik değildir. Küresel piyasalar, müttefiklik ağları, kamuoyu ve teknolojik bağımlılıklar bu rolü üstlenmiştir.
İkinci Trump Dönemi’nde ABD askeri ve ekonomik kapasitesini açık biçimde sergilemektedir. Ancak bu kapasitenin hangi kurumsal çerçeve içinde kullanıldığı, küresel liderliğin sürdürülebilirliği açısından belirleyici olacaktır.
Güç projeksiyonu arttıkça denge mekanizmalarının zayıflaması uzun vadeli stratejik maliyetler üretir.
Sonuç olarak Venezüela örneği, tekil bir operasyon değildir. Kovid sonrası küresel düzende güç kullanımının yeni normallerini gösteren bir eşiktir.
Uluslararası sistem daha az uzlaşmacı, daha hızlı ve daha sert bir döneme girmiştir. Bu dönüşüm kısa vadede sancısız görünse de, orta vadede istikrarın nasıl korunacağı sorusu yine yanıtsızdır.
Çünkü jeopolitiğin temel paradoksu değişmemiştir: Güç kullanılmadığında aşınır, ölçüsüz kullanıldığında ise geri teper.
Bugün tartışılan mesele, hangi riskin daha yönetilebilir olduğudur.
Ve bu soru, önümüzdeki dönemin küresel gündemini belirleyecektir.