Ortadoğu'da tansiyon yeniden yükselirken, İran ile ABD arasındaki gerilim hattı, nükleer programdan balistik füze kapasitesine ve kritik enerji geçiş noktası Hürmüz Boğazı'na uzanan geniş bir yelpazede derinleşiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) tarafından yapılan son değerlendirmeler, Tahran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun, teorik olarak birden fazla nükleer silah üretimine yetebilecek bir potansiyele ulaştığına işaret ediyor. Bu durum, nükleer silahların yayılmasını önleme çabaları açısından ciddi endişeleri beraberinde getiriyor.
Nükleer Potansiyel ve Füze Kalkanı: Tahran'ın Kırmızı Çizgileri İran yönetimi, nükleer programının barışçıl amaçlı olduğunu savunsa da, IAEA'nın bulguları uluslararası toplumda şüpheleri artırıyor. Eş zamanlı olarak, Tahran'ın kendi belirlediği menzil sınırları dahilinde geliştirdiği geniş balistik füze envanteri, herhangi bir müzakerenin dışında tutuluyor. Bu durum, bölgedeki güç dengelerini ve güvenlik mimarisini doğrudan etkileyen bir faktör olarak öne çıkıyor. Füzeler, İran'ın savunma stratejisinin temel taşlarından biri olarak görülürken, Batılı ülkeler ve bölgedeki müttefikleri için potansiyel bir tehdit unsuru oluşturuyor.
Hürmüz Boğazı: Küresel Enerjinin Can Damarı Tehlikede Gerilimin ekonomik yansımaları ise özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden kendini gösteriyor. ABD Enerji Enformasyon İdaresi'nin verilerine göre, küresel petrol akışının yaklaşık yüzde 20'si, yani beşte biri bu stratejik boğazdan geçiyor. Herhangi bir askeri çatışma veya boğazın kapanma riski, dünya petrol fiyatları üzerinde yıkıcı bir etki yaratma potansiyeli taşıyor. Bu durum, küresel tedarik zincirlerini bozarak enflasyonist baskıları artırabilir ve dünya ekonomisini yeni bir şok dalgasıyla karşı karşıya bırakabilir. Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkeler için ise bu durum, enerji maliyetlerinde ciddi artışlar ve dış ticaret dengesinde bozulmalar anlamına gelecektir.
"Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlık, sadece bölgesel bir sorun değil, küresel enerji güvenliği ve ekonomik istikrar için doğrudan bir tehdittir. Petrol fiyatlarındaki ani yükselişler, dünya genelinde resesyon riskini tetikleyebilir."
Diplomasinin Daralan Penceresi ve Askeri Gölge Umman'da yürütülen dolaylı görüşmelerden gelen "iyi başlangıç" mesajlarına rağmen, sahadaki askeri yığınak ve ABD'nin İran üzerindeki yaptırım baskısı hız kesmiyor. Bu çifte standartlı yaklaşım, diplomasinin işleyebileceği zaman penceresini giderek daraltıyor. Askeri tatbikatlar, bölgeye gönderilen ek kuvvetler ve siber saldırı iddiaları, gerilimin her an tırmanabileceği endişesini besliyor. Bu durum, uluslararası toplumun, İran'ın nükleer programı ve bölgesel politikaları konusunda ortak bir zemin bulmasını zorlaştırıyor.
Küresel Ekonomik Etkiler ve Türkiye İçin Riskler Bu karmaşık hesaplaşma, sadece Ortadoğu'yu değil, tüm dünyayı etkileyen bir belirsizlik ortamı yaratıyor. Petrol fiyatlarındaki olası dalgalanmalar, küresel enflasyonu körükleyebilir, merkez bankalarının faiz artırım kararlarını etkileyebilir ve nihayetinde küresel ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir. Türkiye ekonomisi için ise bu durum, enerji maliyetlerinde öngörülemez artışlar, ticaret rotalarında aksaklıklar ve bölgesel istikrarsızlığın getireceği yatırım riskleri gibi önemli zorluklar anlamına geliyor. Diplomatik çözüm arayışları hız kazanmazsa, Hürmüz'den yayılan bu gerilim, küresel ekonomiyi daha büyük bir fırtınanın içine sürükleyebilir.