Türkiye'de enflasyon beklentileri finans ve reel sektörde düşüş eğilimi gösterirken, hanehalkı cephesinde yükselişini sürdürüyor. Bu keskin ayrışma, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) dezenflasyon sürecindeki iletişim ve güvenilirlik mücadelesini derinleştiriyor. Piyasanın iyimserliği, sıkı para politikasının etkilerine bağlanırken, günlük yaşam maliyetleriyle boğuşan hanehalkının karamsarlığı, enflasyonla mücadelede kat edilmesi gereken uzun yolu işaret ediyor.
Mehmet Aydın
•
Türkiye ekonomisinin en temel sorunlarından biri olan enflasyonla mücadelede, farklı ekonomik aktörlerin beklentileri arasında dikkat çekici bir ayrışma yaşanıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve TÜİK iş birliğiyle hazırlanan 2026 Ocak ayı Sektörel Enflasyon Beklentileri raporu, finansal piyasalar ve reel sektörün geleceğe yönelik daha iyimser bir tablo çizdiğini gösterirken, hanehalkının enflasyon endişelerinin derinleştiğini ortaya koydu. Bu durum, dezenflasyon sürecinin karmaşıklığını ve politika yapıcıların karşı karşıya olduğu zorlukları gözler önüne seriyor.
Piyasalarda Güven Artışı, Beklentilerde Gerileme
TCMB'nin sıkı para politikası adımlarının ve kararlı duruşunun, finansal çevreler ve reel sektör nezdinde karşılık bulduğu görülüyor. Rapora göre, bu kesimlerin 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentilerinde belirgin bir gerileme kaydedildi:
Piyasa katılımcılarında beklentiler bir önceki aya göre 1,15 puan azalarak yüzde 22,20 seviyesine indi. Bu düşüş, piyasaların TCMB'nin enflasyon hedeflerine ulaşma potansiyeline olan inancının arttığını gösteriyor.
İmalat sanayi firmalarının temsilcileri arasında beklenti 1,90 puan düşüşle yüzde 32,90 olarak gerçekleşti. Reel sektörün dezenflasyon sürecine olan adaptasyonu ve maliyet baskılarının hafifleyeceği yönündeki öngörüsü, genel ekonomik aktivite için olumlu bir sinyal olarak yorumlanabilir.
Bu veriler, faiz artışları ve likidite sıkılaştırması gibi tedbirlerin, kurumsal aktörler üzerinde beklenti yönetimi açısından başarılı olduğunu düşündürüyor. Ancak madalyonun diğer yüzü, çok farklı bir hikaye anlatıyor.
Hanehalkı Cephesinde Bitmeyen Endişe
Piyasa ve reel sektörün aksine, hanehalkının enflasyon beklentisi Ocak ayında da artış eğilimini sürdürdü. Hanehalkının 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi 1,18 puan artarak yüzde 52,08 seviyesine tırmandı. Bu rakam, günlük yaşamda karşılaşılan yüksek fiyat artışlarının, özellikle gıda, kira ve hizmet sektörlerindeki yapışkanlığın, vatandaşların cebindeki etkisini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Ekonomi uzmanları, hanehalkı beklentilerindeki bu ısrarlı yükselişin, geçmiş enflasyon deneyimlerinin yarattığı 'beklentisel atalet' ve resmi verilerle günlük hayat arasındaki algı farkından kaynaklandığını belirtiyor. Vatandaşlar, açıklanan enflasyon rakamlarından ziyade, çarşıda pazarda gördükleri fiyat artışlarına göre beklentilerini şekillendiriyor.
Politika Yapıcılar İçin Zorlu Denklem
Beklentilerdeki bu keskin ayrışma, TCMB'nin dezenflasyon stratejisi için önemli bir meydan okuma teşkil ediyor. Finansal piyasaların ve reel sektörün iyimserliği, para politikasının etkinliğine dair umut verirken, hanehalkının yüksek enflasyon beklentileri, tüketim ve yatırım kararlarını olumsuz etkileyebilir, ücret taleplerini artırabilir ve böylece enflasyonist baskıları besleyebilir.
Bu durum, TCMB'nin iletişim stratejisinin ve güvenilirliğinin ne denli kritik olduğunu bir kez daha gösteriyor. Hanehalkının güvenini kazanmak ve enflasyon beklentilerini aşağı çekmek, sadece faiz artışlarıyla değil, aynı zamanda şeffaf ve tutarlı bir politika duruşuyla mümkün olacaktır.
Bir Umut Işığı mı?
Raporda dikkat çeken sınırlı bir olumlu gelişme de mevcut: Hanehalkı içinde "enflasyonun düşeceğini" düşünenlerin oranında sınırlı bir kıpırdanma yaşandı. Gelecek 12 aylık dönemde fiyat artış hızının yavaşlayacağını öngörenlerin oranı 1,64 puan artışla yüzde 26,17’ye çıktı. Bu, genel karamsar tablo içinde küçük bir iyileşme işareti olsa da, çoğunluğun hala enflasyonun yükseleceği beklentisinde olması, bu "umut ışığının" henüz yeterli olmadığını gösteriyor.
Sonuç olarak, Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele, teknik ve makroekonomik adımların ötesinde, toplumsal algıyı ve beklentileri yönetme boyutunda ciddi bir sınav vermeye devam ediyor. Hanehalkının güvenini yeniden tesis etmek, sürdürülebilir dezenflasyon için vazgeçilmez bir ön koşul olarak öne çıkıyor.