Ekonomide Kredi Rotasyonu: Ticari Krediler Zirvede, Tüketici Talebi
Türkiye ekonomisinde kredi piyasaları dikkat çekici bir ayrışma yaşıyor. Bankacılık verilerine göre, ticari kredi büyümesi son 10 ayın zirvesine çıkarak yüzde 30,9'a ulaştı. Bu durum, şirketlerin yatırım ve üretim iştahının arttığına işaret ederken, tüketici kredilerindeki ivme kaybı bireysel harcamalarda bir yavaşlamanın sinyallerini veriyor. Uzmanlar, bu rotasyonun para politikalarının etkisiyle ekonomideki dengelenme çabalarının bir yansıması olduğunu belirtiyor.
Esra Çelik
•
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından açıklanan son veriler, Türkiye'nin kredi piyasasında önemli bir dönüşüme işaret ediyor. 20 Şubat 2026 itibarıyla paylaşılan rakamlar, ticari kredi büyümesinin son 10 ayın en yüksek seviyesine ulaşırken, tüketici kredilerindeki artış hızının belirgin bir şekilde yavaşladığını gözler önüne seriyor. Bu ayrışma, ekonominin genel gidişatı ve para politikalarının etkileri hakkında kritik ipuçları sunuyor.
Ticari Kredilerde Yükseliş: Yatırım İştahı mı, Enflasyon Kalkanı mı?
Türkiye ekonomisinin can damarı olan ticari kredilerde gözlemlenen yükseliş trendi, şirketlerin artan finansman ihtiyacını ve potansiyel yatırım iştahını yansıtıyor. 13 haftalık, yıllıklandırılmış ve kur etkisinden arındırılmış verilere göre, ticari kredilerdeki büyüme oranı yüzde 30,9 seviyesine çıkarak son 10 aylık dönemin zirvesini gördü. Bu oran, 2024 yılı ortalarında ulaşılan yüzde 38,3'lük yerel zirveden sonra girdiği durağan seyri kırarak yeniden yukarı yönlü bir hareketin başladığını gösteriyor.
Analistler, bu yükselişin birkaç temel nedeni olabileceğini belirtiyor:
Yatırım ve Üretim İştahı: Şirketlerin kapasite artırımı veya yeni projeler için finansman arayışına girmesi.
Enflasyon Beklentisi: Yüksek enflasyon ortamında, şirketlerin maliyet artışlarına karşı stoklarını güçlendirme veya yatırım harcamalarını öne çekme eğilimi.
Döviz Kuru İstikrarı: Döviz kurundaki görece istikrarın, ticari borçlanmayı daha öngörülebilir hale getirmesi.
Ekonomistler, ticari kredilerdeki bu canlanmanın, ekonomik aktivitenin ve üretim tarafının güçlendiğine dair olumlu bir sinyal olduğunu, ancak aynı zamanda şirketlerin borçluluk seviyelerinin de yakından takip edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Tüketici Kredilerinde Fren: Harcamalar Yavaşlıyor mu?
Ticari kredilerdeki yükselişin aksine, tüketici kredilerindeki büyüme hızı belirgin bir yavaşlama sinyali veriyor. 2025 yılının ortalarında yüzde 46,3 seviyelerine kadar tırmanan tüketici kredisi büyüme hızı, 20 Şubat 2026 haftası itibarıyla yüzde 41,5'e geriledi. Bu durum, bireysel borçlanma talebinde veya arzında bir miktar hız kesildiğine işaret ediyor.
Tüketici kredilerindeki bu ivme kaybının arkasındaki nedenler arasında şunlar öne çıkıyor:
Sıkı Para Politikası: Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadele kapsamında uyguladığı yüksek faiz politikalarının, bireysel kredi maliyetlerini artırması.
Hanehalkı Borçluluğu: Geçmiş dönemlerdeki hızlı kredi büyümesinin ardından, hanehalkının borçluluk seviyelerinin belirli bir doygunluğa ulaşması.
Tüketici Güvenindeki Değişim: Ekonomik belirsizlikler veya gelir beklentilerindeki düşüşün, tüketicileri daha temkinli harcamaya yöneltmesi.
Bu yavaşlama, bir yandan enflasyonla mücadele çabalarına katkı sağlarken, diğer yandan perakende sektöründe ve genel tüketim harcamalarında bir soğumaya yol açabilir.
Politikaların Etkisi ve Gelecek Senaryoları
Kredi piyasasındaki bu ayrışma, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) sıkı para politikalarının ve makroihtiyati tedbirlerin etkilerini net bir şekilde ortaya koyuyor. Politika yapıcılar, bir yandan üretimi ve yatırımı desteklerken, diğer yandan aşırı tüketimi dizginleyerek enflasyonu kontrol altına almayı hedefliyor. Ticari kredilerdeki artış, bu hedeflere ulaşma potansiyelini artırırken, tüketici kredilerindeki yavaşlama da enflasyonist baskıları azaltma yönünde olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir.
Önümüzdeki dönemde, bu trendin sürdürülebilirliği ve ekonominin farklı sektörleri üzerindeki etkileri yakından izlenecek. Şirketlerin artan borçluluk seviyeleri ve hanehalkının azalan harcama gücü arasındaki denge, Türkiye ekonomisinin 2026 yılındaki büyüme patikasını şekillendirecek temel faktörlerden biri olacak.