Ekonomide Gelecek Yılın İşaretleri: Faiz, Enflasyon ve Küresel Riskler
Geçtiğimiz hafta küresel ve yurt içi piyasalar, 2025 yılı için belirlenen yüzde 25,49'luk yeniden değerleme oranı, İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran'ın faiz indirimi ve makro ihtiyati tedbirlerin devamına ilişkin öngörüleri ile hareketlendi. Avrupa Merkez Bankası'nın finansal istikrar uyarıları ve gümüşün 56,9 dolar ile rekor kırması küresel riskleri ve varlık fiyatlamalarını ön plana çıkardı. Koç Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ufuk Akçiğit ise Türkiye'nin büyüme dinamikleri ve yapay zeka fırsatlarına dair kritik değerlendirmelerde bulundu.
Mustafa Koç
•
Geride bıraktığımız hafta, hem küresel hem de yurt içi piyasalarda ekonomik aktörlerin ve politika yapıcıların gelecek döneme dair beklentilerini şekillendiren önemli gelişmeler yaşandı. Enflasyonla mücadele, finansal istikrarın korunması ve sürdürülebilir büyüme hedefleri, gündemin ana maddeleri olarak öne çıktı. Özellikle 2025 ve 2026 yıllarına yönelik vergi, harç ve cezalardaki artışları belirleyecek yeniden değerleme oranı ile merkez bankalarının para politikası duruşlarına ilişkin sinyaller, piyasalarda yakından takip edildi.
Makro İhtiyati Tedbirler ve Faiz İndirimi Beklentileri
Türkiye ekonomisi için gelecek yılın mali çerçevesini belirleyen önemli bir adım atıldı. 2025 yılı için yeniden değerleme oranı yüzde 25,49 olarak tespit edildi. Bu oran, 2026 yılında uygulanacak vergi, harç ve cezalardaki artışların üst sınırını oluşturacak. Bu gelişme, kamu gelirleri açısından önemli bir gösterge olmakla birlikte, enflasyon beklentileri ve vatandaşın mali yükü üzerinde de dolaylı etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.
Öte yandan, bankacılık sektöründen gelen açıklamalar, para politikalarının seyrine dair önemli ipuçları verdi. İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, makro ihtiyati tedbirlerin 2026 yılının en azından ilk yarısı boyunca devam edeceğini öngördü. Aran'ın faiz indirimi beklentileri ise dikkat çekiciydi:
"İş Bankası olarak Aralık ayında 150 baz puanlık bir indirim bekliyoruz, bireysel olarak benim beklentim 100 baz puanlık indirim."
Bu açıklama, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)'nın sıkı para politikası duruşunun ne zaman ve ne ölçüde gevşetileceğine dair piyasadaki tartışmaları alevlendirdi. Makro ihtiyati tedbirlerin uzun süre devam edecek olması, bankacılık sektörünün kredi büyümesi ve karlılığı üzerinde etkili olmaya devam edeceğinin bir işareti olarak yorumlanabilir.
Küresel Ekonomide Riskler ve Varlık Piyasaları
Küresel piyasalarda ise finansal istikrara yönelik endişeler artıyor. Avrupa Merkez Bankası (AMB), bölgenin finansal istikrarına yönelik risklerin "yüksek" olduğunu belirtti. AMB, bazı ülkelerde yatırımcı güvenini sınayabilecek sert ayarlamalara ve mali zorluklara maruz kalan varlık değerlemelerinin artacağını öngördü. Bu uyarı, özellikle yüksek borçluluk oranlarına sahip Euro Bölgesi ülkeleri ve emlak piyasaları için potansiyel risklere işaret ediyor. Küresel ekonomideki yavaşlama sinyalleri ve enflasyonla mücadele politikalarının yan etkileri, bu riskleri daha da belirgin hale getiriyor.
Varlık piyasalarında ise dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Gümüşün onsu, uluslararası piyasalarda 56,9 dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesini gördü. Gümüşteki bu yükseliş, küresel enflasyon endişelerinin bir yansıması olabileceği gibi, sanayi talebinin gücü ve değerli metallere olan güvenli liman arayışının da bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Türkiye'nin Büyüme Dinamikleri ve Teknolojik Dönüşüm
Türkiye'nin uzun vadeli büyüme potansiyeli ve ekonomik yapısı üzerine önemli tespitler de haftanın gündemindeydi. Koç Üniversitesi Rahmi Koç Bilim Madalyası sahibi Prof. Dr. Ufuk Akçiğit, ülkedeki şirket yapılarının büyümeye etkisine ilişkin çarpıcı bir görüş ortaya koydu. Akçiğit, Türkiye’de KOBİ'lerin çokluğunun değil, büyük firmaların yokluğunun sorgulanması gerektiğini vurguladı. Bu tespit, ölçek ekonomilerinin ve küresel rekabet gücünün artırılması için yapısal dönüşümlerin gerekliliğine işaret ediyor.
Prof. Dr. Akçiğit, geleceğin teknolojisi olan yapay zekaya ilişkin de kritik uyarılarda bulundu:
"Bu tren gerçekten kaçabilir. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için bu büyük teknolojik devrimler çok iyi bir fırsat yaratıyor, ancak mevcut tartışma ortamı bu fırsatları değerlendirmeye yeterli değil."
Bu değerlendirme, Türkiye'nin dijital dönüşüm ve inovasyon alanında atması gereken adımların aciliyetini bir kez daha gözler önüne serdi. Yapay zeka gibi devrim niteliğindeki teknolojilerin sunduğu fırsatları kaçırmamak adına, stratejik planlama ve yatırımın önemi büyük.
Jeopolitik Gelişmelerin Gölgesinde
Küresel jeopolitik arenada ise Ukrayna ve ABD'nin "Barış Planı" görüşmelerine başlaması, belirsizlikleri koruyan bir başlık olarak öne çıktı. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya-Ukrayna barış sürecinde ilerleme kaydedildiğini ancak sonucun görülmesi için erken olduğunu ifade etti. "Bu karmaşık bir süreç, o kadar da hızlı ilerlemiyor" açıklaması, jeopolitik gerilimlerin kısa vadede tam bir çözüme kavuşmayacağını ve küresel ekonomiye etkilerinin devam edebileceğini gösteriyor.
Geçtiğimiz hafta yaşanan bu gelişmeler, hem yerel hem de küresel ölçekte ekonomik aktörlerin önündeki tabloyu daha net bir şekilde ortaya koydu. Enflasyonla mücadele, finansal istikrarın sürdürülmesi, yapısal reformlar ve teknolojik dönüşüm, önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisinin ve küresel piyasaların ana gündem maddeleri olmaya devam edecek.