Döviz Mevduatları Yükselişte, KKM Erimeye Devam Ediyor: Piyasalar Neyi
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre döviz mevduatlarında 2,5 milyar dolarlık artış yaşanırken, Kur Korumalı Mevduat (KKM) 1,3 milyar lira azalarak toplam mevduatın yalnızca yüzde 0,03'ünü oluşturdu. Bu durum, tasarruf sahiplerinin Türk lirası yerine dövize yönelimini ve KKM'nin ekonomi üzerindeki etkisinin hızla azaldığını gösteriyor. Piyasalar, bu eğilimin arkasındaki nedenleri ve gelecekteki ekonomik istikrar üzerindeki potansiyel etkilerini mercek altına alıyor.
Selin Öztürk
•
Türkiye ekonomisi, tasarruf sahiplerinin tercihlerinde belirgin bir değişime sahne oluyor. Son haftalık verilere göre, döviz mevduatlarında kayda değer bir artış gözlemlenirken, Kur Korumalı Türk lirası Mevduat ve Katılma Hesapları (KKM) hızla erimeye devam ediyor. Bu çifte dinamik, hem bireysel ve kurumsal yatırımcıların geleceğe yönelik beklentilerini hem de para politikalarının piyasa üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyuyor.
Döviz Mevduatlarındaki Yükselişin Perde Arkası
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan 26 Aralık haftası verileri, parite etkisinden arındırılmış olarak döviz mevduatlarında 2,5 milyar dolarlık önemli bir artışa işaret ediyor. Bu artışın detaylarına bakıldığında, hem gerçek kişilerin hem de tüzel kişilerin dövize olan ilgisinin sürdüğü görülüyor:
Gerçek kişiler: Döviz mevduatlarında 1,4 milyar dolarlık artış.
Tüzel kişiler: Döviz mevduatlarında 1,2 milyar dolarlık artış.
Bu durum, tasarruf sahiplerinin ve şirketlerin Türk lirası varlıklarını dövize çevirme eğiliminin devam ettiğini gösteriyor. Yüksek enflasyon beklentileri, Türk lirasındaki değer kaybı endişeleri ve ekonomik belirsizlikler, dövizi bir güvenli liman olarak görme eğilimini güçlendiriyor. Özellikle son dönemdeki faiz artışlarına rağmen döviz talebinin sürmesi, piyasalarda enflasyonla mücadele ve kur istikrarına yönelik güvenin henüz tam olarak tesis edilemediği yorumlarına neden oluyor.
KKM'de Beklenen Erime Hızlanıyor
Döviz mevduatlarındaki artışın aksine, Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları önemli ölçüde küçülüyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, KKM geçen hafta 1 milyar 311 milyon lira azalarak 6 milyar 961 milyon liraya geriledi. Bu düşüşle birlikte KKM'nin toplam mevduatlar içindeki payı sadece yüzde 0,03'e kadar indi.
KKM'nin hızla küçülmesi, hükümetin bu enstrümandan kademeli olarak çıkma stratejisiyle uyumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak, KKM'den çıkan fonların büyük ölçüde Türk lirası mevduatlarına değil, döviz mevduatlarına yönelmesi, para politikası yapıcıları için yeni bir meydan okuma sunuyor.
KKM'nin cazibesini yitirmesinde, Türk lirası mevduat faizlerinin yükselmesi ve KKM'nin getiri potansiyelinin piyasa koşullarına göre daha az çekici hale gelmesi etkili oluyor. Ayrıca, KKM'nin maliyetleri ve piyasa üzerindeki potansiyel çarpıklıkları nedeniyle azaltılması yönündeki politika kararlılığı da bu erimeyi hızlandırıyor.
Ekonomi İçin Ne Anlama Geliyor?
Döviz mevduatlarındaki artış ve KKM'deki düşüş, Türkiye ekonomisi için birden fazla sinyal taşıyor:
Güven Endeksi: Tasarruf sahiplerinin dövize yönelimi, enflasyon ve kur beklentileri konusunda piyasa aktörlerinin temkinli duruşunu sürdürdüğünü gösteriyor. Bu durum, dezenflasyon sürecinin ve Türk lirasına güvenin yeniden tesis edilmesinin zaman alacağını ortaya koyuyor.
Para Politikası Etkinliği: Merkez Bankası'nın sıkılaşma adımlarına rağmen döviz talebinin devam etmesi, politika faizlerinin yanı sıra beklentilerin de yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. Güven artırıcı yapısal reformlar ve öngörülebilirlik, döviz talebini kalıcı olarak düşürmenin anahtarı olabilir.
Mali Disiplin: KKM'nin azalması, devlet bütçesi üzerindeki potansiyel yükü hafifletmesi açısından olumlu bir gelişme. Ancak, bu fonların dövize kayması, rezerv birikimi hedeflerini ve kur istikrarını zorlayabilir.
Özetle, açıklanan veriler, Türkiye ekonomisinde döviz talebinin güçlü seyrini koruduğunu ve KKM gibi geçici çözümlerden çıkışın, tasarruf sahiplerinin doğrudan dövize yönelimiyle sonuçlandığını gösteriyor. Bu tablo, ekonomik yönetimden daha kararlı ve tutarlı adımlar atılmasını, piyasa güvenini artıracak politikaların sürdürülmesini gerektiriyor.