ABD Pazarında Başarı: Ürün Değil, Doğru Yapı ve Vergi Stratejisi
ABD pazarı cazibesini korurken, 2026'ya girerken girişimcilerin en büyük sorunu ürün değil, yapısal hatalar. Yanlış şirket modeli, eyalet seçimi ve vergi mimarisi, birçok girişimin sonunu getiriyor. Özellikle yabancı yatırımcılar için karmaşık vergi sistemi ve gayrimenkuldeki sürpriz kesintiler, stratejik planlamanın önemini artırıyor. Başarı, değişen ekonomik koşullara hızlı uyum ve doğru temeli atmaktan geçiyor.
Selin Öztürk
•
ABD pazarı, hâlâ dünyanın en cazip girişim ekosistemlerinden biri. Ancak sahada işler, broşürlerdeki kadar parlak ilerlemiyor. 2026’ya girilmişken girişimcilerin karşı karşıya kaldığı temel sorun artık ürün değil; yapı. Yanlış şirket modeli, yanlış eyalet, yanlış vergi mimarisi. Bunlar bugün bir girişimi piyasadan silen asıl riskler.
ABD’de faaliyet gösteren birçok yabancı girişimciyle çalışan vergi uzmanlarının ortak gözlemi şu: pazar riski yönetilebilir, ama yapısal hata affetmiyor. Vergi sistemi özellikle yabancılar için sert ve karmaşık. Federal düzey anlaşılabilir; fakat asıl sınav eyaletlerde başlıyor. 40’tan fazla eyaletin farklı sales tax kuralları ve economic nexus eşikleri var. 2018’deki Wayfair kararı sonrası, fiziksel varlığı olmayan şirketler bile belirli satış hacmini aştıklarında birden fazla eyalette vergi mükellefi olabiliyor. Birçok girişimci bu gerçekle, yıllar sonra gelen ilk denetim mektubunda yüzleşiyor.
Bu noktada ABD merkezli Social Enterprises CEO’su ve ABD Gelir İdaresi (IRS) tarafından yetkilendirilmiş vergi danışmanı olan Samet Oynamış ile sohbetimde, altını çizdiği bir risk özellikle dikkat çekici oldu: “Birçok şirket, satış büyüklüğüne odaklanırken vergi sınırlarını tamamen gözden kaçırıyor. Sonra büyümenin bedeli, beklenmedik vergi borçları oluyor.”
Gayrimenkul yatırımlarında tablo daha da sert. Yabancı yatırımcıların önemli bir kısmı, satış sırasında karşılaştıkları FIRPTA stopajı nedeniyle büyük şok yaşıyor. Satış bedelinin %15’ine kadar kesinti yapılabildiğini çoğu kişi sözleşme masasında değil, tapu günü öğreniyor. Buna kira gelirlerinin vergilendirilmesi, miras vergisi riski ve county bazlı değişen property tax oranları eklendiğinde, yanlış kurgulanmış bir yatırım geri dönülemez maliyetler yaratıyor.
Şirket kuruluşu ise ABD’de en çok hafife alınan alan. İnternetten birkaç yüz dolara şirket kurmak mümkün; fakat yanlış kurulan şirketin bedeli yıllar boyunca ödeniyor. Piyasada yaygın olan “herkes Delaware C-Corp açıyor” refleksi, birçok girişimciyi avantajlı değil, daha pahalı ve karmaşık bir yola sokuyor. Bu konuda Oynamış’ın uyarısı oldukça net:
“Şirket kurmak kolay; zor olan, doğru yapıyı en başta kurmak. Yanlış kurarsanız, büyüme aşamasında yolun yarısında duvara çarpıyorsunuz.”
Son dönemde yapılan vergi düzenlemeleri tabloyu daha da hassaslaştırdı. Enflasyona bağlı artan vergi dilimleri ve yükselen indirim limitleri orta gelir grubunu bir miktar rahatlatırken; bazı sektörlerde tip gelirleri ve belirli overtime ödemelerinin vergiden muaf tutulması çalışanlar için ciddi avantaj yarattı. İşletmeler açısından ise amortisman ve bonus depreciation düzenlemeleri, yatırım yapan şirketlere güçlü vergi erteleme fırsatları sundu. Ancak bu avantajların değeri, zamanlama hatasıyla kolayca sıfırlanabiliyor.
Faizlerin yükselmesi ve enflasyon baskısı, vergi planlamasını muhasebe konusu olmaktan çıkarıp doğrudan stratejik yönetim aracına dönüştürdü. Borçlanma kararları, nakit akışı ve vergi etkisi artık tek tabloda okunuyor. Artan sağlık harcamaları bile bireysel yatırımcıları Health Savings Account gibi araçlara yöneltiyor; çünkü ekonomik ortam her kalemi vergi perspektifiyle düşünmeyi zorunlu kılıyor.
2025 sonrası dönemde tablo daha da karmaşıklaşıyor. Gümrük vergilerinin yükselmesi, dijital hizmetlerin daha yoğun vergilendirilmesi, eyaletlerin sales tax alanını genişletme eğilimi ve enerji dönüşümüne yönelik yeni teşvikler iş dünyasının karar haritasını yeniden çiziyor. Bu noktada Oynamış’ın şu tespiti çerçeveyi iyi özetliyor: “Artık başarıyı belirleyen tek bir oran değil; değişen sisteme ne kadar hızlı uyum sağlayabildiğiniz.”
Belki de ABD’de iş yapmanın en büyük sırrı şu: Şirket kurmak kolaydır; doğru şirketi doğru yapıyla kurmak zordur.
Ve bu fark, bilhassa Trump döneminde ayakta kalanlarla geride kalanları ayıran en görünmez ama en belirleyici çizgi olacak.